18 Kasım 2011 Cuma

Birinci Dereceden İhmal Kuşağı

                  9. küsurları görüp Türkiye ye deprem felaketinde yardım etmeye gelmiş bir Japon vatandaşını 5. küsurluk bir ara depremde kaybetmek ne üzücü değil mi?
         Birinci dereceden deprem kuşağındayız. Kuzeydoğu Anadolu Fay hattı ülkemizden geçiyor.
            Deprem de kaybettiklerimiz için çok üzgünüz.
Ama biz sadece birinci dereceden deprem kuşağında değiliz. Daha öncesinde birinci dereceden ihmal kuşağındayız.
    Bu ülkeden fay hattıyla birlikte ihmal ve vurdumduymazlık kuşağı geçiyor.

TÜRKİYE DE ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN OKUMA VE BARINMA GERÇEĞİ HAKKINDA ...

            Üniversite dönemini tamamlamış biri olarak geçtiğimiz Eylül ayında öğrenci arkadaşlarımızın ödediği tavan asgari ücrettin dahi fazlasına kaçan harç ücretlerinden sonra bu konuya daha fazla duyarsız kalamadım.
              An itibariyle Türkiye’de 97 si devlet 44 ü vakıf olmak üzere 141 adet üniversite mevcut. Rakamlarda sürçü lisan etmiş olabiliriz. Yanılmamız normal çünkü memleketimin her köşesine harıl harıl üniversite inşa ediyor sağ olsun devletimiz. Lafını esirgemeyen spor yazarımız sevgili Bilgin Gökberk ağabeyimizin söylediği üzere dünyada en çok inşaat diken ülkelerdeniz. Boş durmayalım araya üniversite serpiştirelim diyoruz olan Türk gencine oluyor.
                Her üniversitelinin işsizliği tattığı güzel memleketimiz de ortalama bir eve çıkmanın maliyeti 450 -600 TL arasında ha bir de ikinci öğretimsen ödüyorsan en az 500 TL tadından yenmez. Üniversite harçları için harç değil haraç desek yeri var. Özel üniversiteleri, Vakıf Üniversitelerini katmıyorum orada zaten okumak maddi bir sorun değil maddi bir ayrıcalıktır.
Barınma sorunu başlı başına bir fiyasko devlet yurtları ihtiyacı karşılayamıyor. Özel yurtlar haddinden fazla para istiyor. Güvenlik, konfor ve kalite bizden para sizden diyorlar. Eve çıkmak ise en büyük öğrenci sorunsallarındandır. Uyumlu arkadaşların olmalı veya iyi kötü arkadaşların olmalı çünkü tek başına çıkıyorsan ne ala muallâ. Tamam, arkadaşlar mevcut şöyle rutubetsiz, ferah bir ev bulmak gerek para mühim değil zaten emlakçi veya evsahibi 3 e 4 e bölüyor siz bölmeden hesabı. Evet, bir rutubetten mantar çıkan izbe bir eve sağlam cukka istiyorlarsa o zaman seyredin kara komediyi. Bkz. Kemal Sunal “Kiracı” filmini izlerseniz acı acı gülersiniz. Ev tutsanız, harç ödeseniz bitti mi bitmedi makarna- yumurta, 3 köfteli yarım ekmek, 3 çeşit yemek cepte metelik kurşun demek gibi leziz menü seçenekleri sizleri bekliyor. Ve yollar: yollar mı yıllar mı denizler mi engel, engel bilet parası ağa şehir dışı 15 TL şehiriçin de gezmek paha biçilemez, harbi den biçilemez.
               Üniversiteli eğlenmeli de her hafta sinema mı gsm operatörlerinin kampanyaları işi kurtarıyor gibi gözüküyor. Bu mali şartlar altında; tiyatro, dans, sportif etkinliklere gidebiliyorsanız her şeye rağmen sosyalliğinizi avuçlar patlayana dek alkışlamak gerekir.
              Zaten bir yerde Öğrenci veya Asker ağalar varsa flüoresan lamba gibi yanıyorlar. Bunu gören yerli esnaf durur mu vuruyor gözüne yağlı kazığın.
             Birkaç yıl evvel sevgili Kadir kardeşim” Zengin de olsa Öğrenci öğrencidir cebinde parası biter.” demişti sanırım Türkiye de öğrenci gerçeğini gözlemlersek sonuna kadar haklı…

30 Ağustos 2011 Salı

Dünya Futbolunda Kafkas Modası

           Günübirlik Yönetim Anlayışlarının Etkileri Üzerine http://arkadirekteplase.blogspot.com/2010/11/gunubirlik-yonetim-anlayslarnn-etkileri.html adlı yazımda para gücünün dünya futboluna olan etkisin den ama özellikle Türk futboluna olan pozitif ve negatif etkisine değinmiştim. Ama finansal güç kaynakları veya moda tabirle endüstriyel futbol un etki alanı bence baya genişledi. Küreselleşme etkisini futbol a da attı ve artık Küresel bir futbol pazarı bütün haşmeti ile yeryüzünü kavuruyor. Arap yarımadasın da ki Arap şeyhleri, ABD de Zengin işadamları ve Rus işadamları çıktı bu ara Kafkasya da ki işadamları moda oldu.
            Bir siz eksiktiniz futbol piyasasında Çeçen kulüp başkanları, halkınız yok olurken, fakirlik ten ölürken saçtınız milyon dolarları, milyon euroları vurdunuz futbol piyasasının gözüne. Evet, bu ara Çeçen para babaları Avrupa transfer borsasını yerinden oynatıyor. Avrupa, Rus Roman Abramovich ( Chelsea FC Başkanı )  ve Arap Khaldoon Al Mubarek ( Manchester City FC Başkanı ) rüzgarı bitmeden Çeçen para babalarına merhaba dedi.
               Meşin yuvarlağa Çerkez dansı yaptıran iki başkan: Neuchatel Xamax başkanı İslam Satujev ve Son günlerin en hovarda transferini yapan ( Samuel Eto ) takımın başkanı Süleyman Kerimov. Satujev Avrupa da özellikle İsviçre de yatırımları olan bir isim Neuchatel
Takımına bir ivme kazandırmak istiyor. Süleyman Kerimov Ocak 2011 de Anzhi kulübünün başkanı oldu. Ve başladı ölümüne transferler yapmaya. Futbol paralanıyor, Euro ve Dolar ile yüzüyor. Gelsin paralar oynasın futbolcular. Ne mutlu bonservis bedeli yüksek olup kulübüne kaynak sağlayana. Futbol piyasası farklı para kaynakları ile finanse olurken; İspanya La liga ekiplerinden Sporting Gijon un 25 yaşındaki savunma oyuncusu Javi Poves ben bu ne idüğü belirsiz para ile ekmek kazanmak istemiyorum, paranız da topunuz da sizin olsun adios (hoşça kal ) diyerek futbolu erken bir yaşta bırakma kararı kaldı.

BİTMEK BİLMEYEN ORMAN YANGINLARI…

        İlkokulda, ortaokul da, lise de hep söylerlerdi hocalarımız bize ormanlar akciğerlerimiz dir. Onlarsız soluyamayız, nefes alamayız.
        En son İzmir Seferihisar da daha öncesinde Datça ve Milas ta orman yangınları çıktı. Binlerce hektar ormanlık alanımız yanıp kül oldu. Her yıl daha çok Ege ve Akdeniz de çıkan orman yangınları sonucu ülkemiz kelaynaklaşma sürecine doğru gidiyor. Seferihisar da ki yangın için (aynı anda Sakarya ve Antalya da orman yangını çıkmıştı ) terör örgütünü sabotajı şüphesi ortaya çıktı. Bilemeyiz terör örgütünü mü yapmıştır ama şunu söylemek gerekir, bu ormanların yanmasına sebebiyet veren kimseler, zümreler zaten doğayı katlettiği, yok ettiği için teröristtir baya bir insanlık suçu işlenmiştir. Evet, mevzu bahis doğa olunca ister istemez ağır konuşuveriyorum. Güzelim koruluklara, makiliklere, çam ormanlarına her yıl kıyılıyor.
Şu sebepten yangın oldu hava sıcaktı, yan yattı, çamura battı, falan filan, İnter Milan diye
geçiştiriliveriyor bu hayati meseleler. Sonra bir bakıyoz ormanlığın yanına içine yakınına devasa siteler, bol yıldızlı oteller, felanca konutları kurulmuş. Önemsemiyoruz: çünkü bizim için orman yangını NTV haberin 45 saniyelik vtr si dir.  Yeşilin için de mavinin dibin de ki bol yıldızlı otelimiz de kodaman bir tatil yaparız. Bol konforlu, güvenli, korunaklı depreme dayanıklı sitemizin içindeki dairemiz de National Geographic Wild kanalın da Savana parkında ki aslanlı ceylanlı belgeseli izleriz. Ormanlar yanmış , buzullar yükselmiş çokta trinity aç ensest Bihter ile Behlül ü , Uşaklıgil e selam olsun. Her gün TV de bitkisel reklamlar dönüyor. Bütün gün öğlen kuşağında ki kadın programlar ın da o envayi çeşit otu, bitkiyi, çiceği, çayı konuşuyorlar. Her akşam siyasi çekişmeler, dünya çapında eğilimler konuşuluyor ya bir gün de çıkın da şu orman yangınlarını konuşun arkadaş! Küresel ısınacağız, söndüren olmayacak. Yükselen denizleri konuşun uzmanlar.
        Ağustos 2009 da Yunanistan günlerce süren yangında on binlerce hektarlık alan mahvoldu. Dağ, taş, ormanlar, binalar, insanlar hasar gördü. Günlerce Yunanistan yanarken ne kadar büyük bir afatla karşılaştıkları ne kadar büyük bir maddi ve manevi kayıpla karşılaştıkları ortadaydı. 2009 da Yunanistan için çok üzüldüm.  Netice de doğa yok oluyor ve insanlık kaybediyor. Zannetmiyorum ama umuyorum ki bir gün bu yangınlar da neden denir ve kamuoyunda en azından tartışılır.

KOCAMAN ÇELİŞKİLER HAKKINDA

          Bu yazı bir arkadaşıma ait bir irdeleme yazısı. İrdelenen kişi irdeleme yi  çok sevdiği için arkadaşımın yazısını noktasına virgülüne dokunmadan paylaşmak istiyorum.                                                          

Bir yorum dikkatimi çekti!

''adam gibi adam AYKUT KOCAMAN''

İnceleyelim;

—1 Ekim 2005 Konyaspor - Fenerbahçe maçı,

Konyasporun başında ''adam gibi adam AYKUT KOCAMAN'' var. Maçta Fenerbahçe Anelkanın eliyle attığı golle 2–0 geriden gelerek maçı 2–4 kazanıyor maçtan sonra soyunma odasında Aykut hoca; "Arkadaşlar artık bu sistemden, bu düzenden bıktım. Bu sistem, bu düzen düzelmek için bir kurban istiyor. Dayanacak gücüm kalmadı ve teknik direktörlük hayatımı bu maçla birlikte noktaladım" dedi! ''adam gibi adam AYKUT KOCAMAN''
neydi şikayeti?

Statüko!!!

-16 Haziran 2009,

Fenerbahçe'de sportif direktörlüğe getirilen Aykut Kocaman, kulüp binasında 3 yıllık sözleşme imzaladı.

yani?
Değiştirmek için kendisini feda etmeyi düşündüğü düzenin koruyucusu statüko'nun merkezindeki takım Fenerbahçe ile sözleşme imzaladı ''adam gibi adam AYKUT KOCAMAN''
bitmedi!!!

-29 Haziran 2010,

Fenerbahçe'de Daum'un görevini son verilmesinin ardından teknik direktörlük görevine getirilen Aykut Kocaman basın önünde sözleşme imzaladı.

Yani?
Değiştirmek için kendisini feda etmeyi düşündüğü düzenin koruyucusu statüko'nun merkezindeki takım fenerbahçe ile bu kez teknik direktör olarak sözleşme imzaladı ''adam gibi adam AYKUT KOCAMAN''

nasıl?

Daum’un kuyusunu kazdığı haberleri ayyuka çıkınca;
''Özellikle şunu söylemek istiyorum, Daum`un yerine gelmek gibi bir düşüncem asla ve asla yok. Böyle bir tasarrufum asla olmadı, asla da olmayacak'' diyerek ''adam gibi adam AYKUT KOCAMAN''

toparlayalım,

önce statüko nedeniyle antrenörlüğü bırakma kararı aldı,
sonra bu karara sebep olan statüko'nun beşiğindeki takım fenerbahçe'ye sportif direktör oldu,
daha sonrada asla olmayacak diye diye antrenör,

Şimdi soruyorum,

bu işte bir gariplik yok mu?
''adam gibi adam AYKUT KOCAMAN''

  Fatih Aktaş Temmuz 2011

20 Temmuz 2011 Çarşamba

Nihat Genç ve Uzun akıcı cümleleri

             Oluşumun yazarı değil de halkın yazarı Sevgili Nihat Genç edebiyatımızda uzun cümlelerin iştahlı kurucusu; kelimeler, tamlamalar, açıklamalar ve anlatımlar debisi yüksek bir ırmak gibi akıveriyor dilinden.
                Nihat Genç bir kitabında esnaf ahlakı ile bir konuyu anlatırken gençlik yıllarında uğradığı bir dönerci ustasının ustalığını işini sevmesini bir şaheser gibi anlatıveriyordu. Öyle bir anlatır ki o sadece “ veryansın “ eden bir adam değildir; görmediklerimizin betimleyicisidir.

14 Temmuz 2011 Perşembe

TAKIMLARIN TRANSFER POLİTİKALARINA DAİR

Takımlar transferlerini aşağı yukarı tamamlarken takımların transfer politikalarına değinelim dedim. Transfer çok farklı bir kavram futbolda: Öncelikli olarak ihtiyaç gibi gözükse de; gövde gösterisi, renklilik ve reklam gibi işlevleri var.
     Özellikle ülkemizde transfer amacından farklı bir biçimde yapılıyor. Transfer dediğin: yama transfer, özel transfer yani hocanın istediği oyuncular ( Quaresma, Baros ) , geleceğe dönük transfer, alternatif oyuncu transferi ve forma satışı ve kombine amaçlı yıldız oyuncu transferi (Guti, R.Carlos ) ve son olarak ta bu genellikle Türkiye de gözüken transfer için transferdir.
     Yama transfer eksik bir bölgen için yaptığın gayet gedik kapatan bir transfer eylemidir. Fatih terimin uluslar arası başarıya giden yolda yaptığı sağbek ve stoper oynayabilen Carlos Alberto de Oliveira Capone transferi yama transferin Türkiye şartları içindeki numunesini teşkil eder. 2000–2002 yılları arasında Galatasaray formasını giyen Brezilyalı Capone hem tam bir görev adamıydı hem de ileri çıkışlarında yan toplarda arka direkte yaptığı plaselerle skora katkı yapıyordu. Aynı zamanda bloğuma isim vermemdeki esin kaynağımdır.
     Hocan bir oyuncu istemiştir benim sistemim için bir on numara lazım demiştir veya kanatları kullanacağım demiştir alırsın istediği oyuncuyu gözünün yaşına bakmazsın bonservis bedelinin.
     Geleceğe dönük transfer çok öneli bir uzun vadeli transfer atılımıdır. Altyapın daki fidanlar büyüyüp meyve veremiyorsa gelecek vaat eden genç oyuncuları kulüplerimizin mütahit yöneticileri kadrolarına ekleyecekler. Arkadan genç oyuncu gelmeyen kadrolarda sürekli kadro yenilenir,uyum süreci ile uğraşılırken lig bitiverir. Dünya da geleceğe dönük oyuncu transferini kuşkusuz Arsenal kulübü yapıyor. Arsene Wenger hoca bir yetenek görmeye dursun hemen Arsenal kadrosuna ekleniyor. Pek göze çarpmasa da Fransız kulüpleri bu işten çok ekmek yiyorlar Afrikalı gençlerden oluşturdukları kadroları 3 – 5 yılda bir jenerasyon yakalayıp zirveye oynayabiliyor.  Okay Yokuşlu, Nadir Çiftçi (Kayserispor ) Serdar Kesimal ( Fenerbahçe ) , Tarık Çamdal (Eskişehirspor ) geleceğe dönük transferler olarak göze çarpıyor.
          3 kulvarda mücadele edecek takımlar için alternatif oyuncu transferi şart gözüküyor.Trabzonspor bu konuda gerekli hamleyi yapamadır.Egemen Korkmaz gibi takımda direkt oynayan bir stoperi kaybettiler.Yerine şu anda Celutska geldi ama tecrübesiz bir oyuncu ve Egemen ayarında bir stoperi yok 3 kulvarda mücadele edecek trabzonsporun üstelik Glowacki saatli bomba konumunda. Ceyhun ( Galatasaray ) ve Mustafa Pektemek (Beşiktaş ) alternatif transferler olarak göze çarpıyor.
          Kombine ve forma satışı için Dünyanın büyük futbol devleri astronomik rakamlara transferler gerçekleştiriyorlar.Türkiye de ise Nicolas Anelka, Mario Jardel  ve Quaresma gibi örnekleri bulunuyor.
          Türkiye de en büyük transfer sorunu transfer yapmak için yapılan transferler olarak göze çarpıyor.Bu transferler sadece kadroları şişiriyor ve  gelişigüzel yapıldığı için sportif başarısızlık ve maddi külfet getirebiliyor.Bir sezonda 15- 20 oyuncu transfer eden takım bir şeyler bekliyorsa anlayın ki mucizelere inanıyordur.