6 Şubat 2011 Pazar

İzmir Kordon Boyu Bordo Maviye Güvenoyu

   
         Memleketimin  kuzeydoğusundan 3 denize yaydığın,estirdiğin fırtınalar için sana sonsuz teşekkürler ediyorum, “ Şenol Güneşli Trabzonspor “.vatan görevimi,sıla hasretimi bir kenara atmış Selçuk ve Colman’ ın pas trafiğini, Serkan Balcının dinamizmini, Jaja sert şutlarını, Umut’un skor için yırtınışını  ve Alemin büyük futbol filozofu Şenol Güneş’in bir bilgeye yakışır özeleştirisini büyük bir zevkle izliyorum.
          Ligin ilk yarısını önde bitirmenin verdiği özgüvenle diğer 17 maçlık periyoda başladık 2 maçta 5 puan kaybettik. Saha skorları önemli ama çok ta önemli değil. Önemli olan büyük bir inanışla kalıcı sportif ve yapısal başarılara kenetleniştir. Şenol Hoca Sebatspor ‘u ziyaretinde bir takım yapısal olarak gerilere düşecekse şampiyon olmanın bir önemi yok açıklamasını yapmıştı. Evet hocam çok inanıyoruz,istiyoruz 7/ 24  ve 7 kıta 3 okyananusla beraber  bordo mavi için kalp atım hızımız aynıdır. Güzel güneşli bir ege gününde inanç dolu umutlarla “ İzmir kordon boyu Şenol Güneşli bordo maviye güven oyu ” diyorum.

18 Kasım 2010 Perşembe

Günübirlik Yönetim Anlayışlarının Etkileri Üzerine

Peki dönmesin mi? Pekala dönsün, hepimiz güzel futboldan, fair play ‘den memnun kalmaz mıyız? Tabi ki kalırız. Ama bu bizim zamanımızı ve birçok şeyi beyhude tüketip yok etmesi anlamına gelmez. Tüketilen nedir?

Boşa harcanan paralar, Sadece cebi paralı sermayenin endüstriyel futbolu bilinçsizce kirletmesi ve çok kez hevesini aldıktan sonra hiçbir şey yokmuş gibi çekip gitmesi.

Çalınan umutlar, sen yılların takımlarını çivi çakmadan günlük sportif başarı odaklı takımlar haline getir.

Başarısızlık olmayacak mı dır ? Olacaktır, Futbol bir oyundur bir kazananı olduğu gibi kaybedeni de olacaktır. Ama her şeyini değil?

Paralar harcanmayacak mı dır ? Harcanacaktır. Benim param değil ne yaparlarsa yapsınlar ama birkaç geleceğe dönük proje veya fayda getiren iş yapsınlar. Endüstriyel futbol öldüren cazibe mi dir?

Bilinçsiz kodaman yönetimler, Finans gücü ile günlük aldatan sevindiren yönetim bit.


14 Eylül 2010 Salı

% 100 FUTBOL GENİ JARİ LİTMANEN

Bazı futbolcular vardır : Onlar bir nevi takımlarının öznesi ve yüklemidir.Yani takımları x ve arkadaşları diye tanıtılabilir.İşte Jari Litmanen’li  Filandiya için bunu söyleyebiliriz.Dennis Bergkamp ve Hami Mandıralı 10 numaralı formayı giyen en sevdiğim futbolculardandır.Onun son dönemlerini izlesem de Roberto Baggio da tarzıyla 10 numaraların futbol ikonlarındandır.



1971 doğumlu % 100 aile futbol genlerine sahip Litmanen Finlandiya futbolunda belli bir noktaya ulaşır.1992 Fin Mypa’ dan Hollanda futbolunun devi Ajax’a transfer olur.Ajax takımında Barcelona’ya gittiği 1999 yılına kadar 155 maça çıkar ve filelere 87 gol bırakır.O tam hücuma dönük bir 10 numaradır.Ajax’ taki ilk sezonunda Bergkamp’ın gölgesinde kalır.Bergkamp’ın gidişinin ardından 10 numarayı sırtına geçirir ve Ajax forması ile efsaneleşir.Yine Ajax yıllarında bazı hayranları onu sahadaki büyüleyiciliğinden dolayı Merlin* diye çağırırlardı. 1999’da yolları hocası Luis Van Gaal ile Barça’da kesişir. Şanssız başlayan Barcelona kariyerinde Van Gaal’ın kulüpten ayrılıp Serra Ferrer’ in hocalığa getirilmesiyle forma şansı azalır. Bunun üzerine Jari Ocak 2001 Liverpool’a transfer olur. Dönemin Liverpool Menajeri Gerard Houllier transfer için şimdiye kadar yaptığımız en heyecan verici Transfer diyerek Litmanen de övgüyle bahseder. Liverpool 2001 yılında Worthington Cup, FA Cup ve UEFA Kupasını kazanır ama Litmanen bu 3 finaldede sakatlığından dolayı forma giyemez.2002 yılında tekrar Litmanen (Merlin ) efsaneleştiği yuvasına yani Amsterdam şehrine dönüş yapar.2004 e kadar sürecek Ajax dönüşü de Litmanen’e eski günleri getirmez. Lahti, Hansa Roctock, Malmö ve Fulham’ da istikrarsız sezonlar birbirini izler.2008 yazında doğduğu şehrin takımı FC Lahti’ye son kez dönüş yapar.Fin futbolunun en büyük yıldızı halen Veikkausliiga (Finlandiya Premier Ligi) da futbol yaşantısını sürdürüyor. A Milli Futbol takımımızın Euro 2000(Avrupa Şampiyonası ) elemelerinde 1998 yılında Türkiye de oynanan maç ta Jari Litmanen ve arkadaşlarının Finlandiya’sı bizi mağlup ederek üzmüşlerdi. Neyse ki : Finlandiya da ki maçta bunu telafi ederek Euro 2000 Hollanda-Belçika biletini kapmışlardı.Fin yıldız uzaktan şutları büyüleyiciliği unutulmaz bir futbol efsanesi olarak hatırlanacak.

4 Temmuz 2010 Pazar

Joachim Löw, İyi Futbol ve Almanya


Beyazlı takım her bölgeyi daraltıyordu. Maradona’nın Arjantin’i klasik çubuklu mavi beyaz formaları ile sahadaydı; ama beden olarak. Beyazlı takım her nokta da basıyor tangocuların 3 silahşorlarını(Messi, Tevez, Higuain ) 3 gezginlere dönüştürüyordu. Arjantin orta sahasının yarattığı boşlukları beyazların teknik oyuncuları Schweinsteiger ve Mesut Özil ile hakimiyet altına aldılar. Düz beyaz forma giyen takım Joachim Löw ün hocalığını yaptırdığı Alman panzerlerinden başkası değildi. Ama bu takım yıllardır seyrettiğimiz Alman takımından farklı özelliklere sahipti. Daha önceki turnuvalarda Almanya takımının namlı ve yaşlı oyuncuları vardı. Şimdi ise genç bir ekipler ve çok tanınmış isimler değiller. İşte bu Joachim Löw’ün genç ekibi katı Alman disiplinine sahip ama biraz da jogo bonito ya yakın oynuyor. Dün Löw’ün Almanya’sı iki yarıda da oyunu iyi daralttı. Orta sahası, boş alanlardaki pas trafiğini iyi yönetti. Kanat bloğu da iyi savunma yaptı. yeterince bindirme de bulundular. Bilhassa takım kaptanı Philip Lahm sağdan bindirmeleriyle Arjantin sol tarafını yıprattı. Mesut ve Schweinsteiger attığı final pasları ile Podolski ve Klose ikilisini iyi besleyince, hücum hattı da bu pasları çerçeveden geçirince burada biz futbolseverlere Panzerlerin iyi oyununu ve galibiyetini konuşmak kaldı. Maç bittiğinde Panzerler aldıkları 4–0 galibiyetle yarı finali bekliyorlardı.
Arjantin takımı erken golü yediği için sadece hücumu düşündü. Bu bölgede çabuk değildiler ve yeterince çoğalamadılar. Bu durum Almanların ekmeğine yağ sürdü. Savunmada değil orta saha da boş alan bırakmaları feci sonlarını hazırlayıcısıydı.
Son dakikalarda TV kamerasının kadrajına Maradona’nın vay be Diego çeyrek finalde adios diyorsun, turnuvaya göz göre göre veda ediyorsun, maç gidiyor diyen gözleri dolu üzgün yüz ifadesi yansıyordu.

30 Haziran 2010 Çarşamba

Doldur Boşalt


Kaleyi hafif sağ çapraz gören bir noktadan serbest atış kullanacağım. Artık son dakikalar ve zaman tükeniyor. Topun sol tarafına doğru geçiyorum aslında inanmıyorum sağ ayağımın içi ile yapacağım kesme vuruş için ama belki maç bitmeden son fırsat deyiveriyorum. Kararım kesme şuttan yana kullanıyorum. Ellerim bellerimde inanarak vurmak istiyorum topa hakem düdüğümü bekleyin diyor. O anda konsantrasyonum dağılıyor. Son anda kendimi toplayayım en azından auta çıkmamalı bu top dönene filan vururlar bir şans daha olur diye barajın boş yerine yakın kesme denemek üzere topa vuruyorum. Açıyı ve şiddeti ayarlayamıyorum. Top kale arkası tribünün önündeki güvenlik görevlilerinin önüne düşüyor. O anda bir uğultu kopuyor kıyamet koparcasına… Bu pozisyondan sonra mücadele edecek gücüm yok.
4. hakem uzatma dakikalarını gösteriyor. Ve şuursuz doldur boşaltlara başlıyoruz. Şu gönlümün garip sarayında uzatma dakikalarında ki gibi şuursuz bir yüklenme sezinliyorum. Duygusal lobuma tüm hatları ile yükleniyorum. Sen de mi mantık diyorum, bari sen değme gamlı yaslı göynüme diyorum. Bir kabustan uyanır gibi terli bünyem, bir ikindi uykusundan kalkmışlığım var beton gibi kafam.
Bir şeyler söylemek istiyorum söyleyemiyorum. Aşk, sevgi, şefkat gibi şeyler kopyala yapıştır yaşanmıyormuş. Herkes yazgısına az çok etki ediyor, birileri birilerinin hayatına farkında olsa da olmasa da iyi veya kötü yönde etki ediyor. Bir duygu yu dile getiremiyorum. Anlatamıyorum derdimi o öyle olmamalıydı, bu böyle olmamalıydı. tık tık saatler nefesler alınıyor, nefesler veriliyor bir yerlerde mutluluk kol gezerken, Bir yerlerde birilerin tarifsiz üzüntüleri var belki üzüntüyü hak etmiyorlar ama burası böyle hassas bir denge.
Sizi beğeniyorum klasik söylemi ne kadar yalın; ama yapılacak bir şey yok dostum öyle Romantizm her hücreye hâsıl olsaydı o havası olmazdı herhalde rutinizm gibi birşey olurdu. Dili olup ta anlatamayan bir insanım. Anlatmak zor bazı şeyleri ya anlatamıyorum ya da anlayamadığımdan anlatamıyorum.
En iyisi hayata balıklama dalmak, Nasılsa yaşamak…
Voltaire der ki; ihtiraslar, geminin yelkenlerini şişiren rüzgardır: bazen gemiyi batırdığı olur, ama onsuz gemi yerinden kımıldayamaz.

29 Haziran 2010 Salı

TRT Spikeri : Uruguaylı hakem Tarihe geçtin.

Frank Lampard: Hoca buz gibi golü yedin be
gözüne dizine dursun ((











2010 Dünya Kupası 2. tur maçı Almanya-İngiltere

Evet maçta Almanya 2-1 galipken Lampard ın nizami golü verilmedi ve sonra maçı anlatan ;

TRT Spikeri: Uruguaylı hakem tarihe geçtin. Lampard öyle bakıyorsun ama ataların 40 yıl önce seviniyorlardı.)))))
diyerek ekran başındaki bizleri düşündürerek güldürüyordu. )))))

Evet, Kupa tarihi derki ; 1966 Dünya Kupası finalinde İngiltere çizgiyi geçmeyen topla Almanlara karşı 3-2 öne geçiyor ve 4-2 lik sonuçla İngiltere Dünya kupasını kazanıyordu.


Burdan Anlıyoruz ki ; Kasap döner sap döner bir gün hesap döner.))))














İber Kapışması Güzel Oldu,İspanya çeyrek finalde.


Dünya Kupası 2. Turunda İber yarımadasının iki güçlü temsilcisi İspanya ve Komşusu Portekiz kozlarını paylaştı.1.bölge de iker casillas,puyol, ikinci bölgede xavi,iniesta 3. bölge de torres,villa dünya harikası topçulara sahip İspanya Christiano Ronaldo ve Arkadaşlarının Portekizini kelimenin tam anlamıyla nakavt etti.
İki takımında iyi futbolla kazanmayı arzuladığı maçta Portekiz kalecisi Eduardo devleşti.Torres in kötü olduğunu gören Del Bosque Lorente ile doğru kan değişikliğine gitti ve Villa turu getiren golü Portekiz ağlarına bıraktı.Gol den sonraki yarım saatte Christiano Ronaldo dan bi numara beklediysek te sanki Ronaldo la liga dan sıradan bir maç oynuyormuşcasına rahat bir şekilde oynamaya devam etti.Şunu söylemek gerekir ki: Sağbek Bosingwa ve hucüm da Nani nin yokluğu Portekizin negatif bir ayrıntısı olarak gözüküyordu.

Ve İspanyol boğaları güzel bir karşılaşmanın ardından çeyrek finale yükseldiler.